Türkiye’ye çayı getiren mühendis…

bir ilimiz var adı rize
durup dururken bir bardak çay sundu bize
rize’de çayı kim yetişdirdi rize’de
misisipi’ye karışan çayları öğrettiler bize
rize’de çayı kim buldu rize’de
kimdi o sessiz sedasız kumral kumral
demlenen mübarek adam
adını öğretmediler bize
işte o güzel adamdan bre şahin aman
bir tane daha

Anavatanı bu topraklar değil ama ülkemizde çay, her gün yaklaşık 250 milyon kez bardaklara  dolduruluyor.Dile kolay, her gün 250 milyon kez..İşte kim bilir Bedri Rahmi’nin yukarıdaki dizelerine konu olan ‘Zihni Derin’ olmasa idi, şimdi bu kadar çayı demlemek yerine, çağın naylon torbalardan sonraki en kötü icadı kabul edilen poşetlerden içiyor olacaktık belki de..

Zihni Derin’in 1880 de Muğla’da başlayıp 1965’de İstanbul’da sona eren yaşam öyküsü filmlere konu olabilecek nitelikte..Okuyup araştırdıkça şaşkınlığımız kadar hayranlığımız da arttı..Bakalım okuyucu ne düşünecek? Buyurun, huzurlarınızda Rize’den başka yerde ismi pek bilinmeyen bu ‘sessiz sedasız kumral adam’ın hikayesi..

Yaşadığımız topraklar üzerinde çay yetiştiriciliğine dair ilk denemeler 18. yy sonlarında Japonya’dan getirtilen fide ve tohumlar ile Bursa’da yapılmış ancak sonuçlar – iklim ve coğrafya koşulları nedeniyle- başarılı olamamıştır. 1923 yılına gelindiğinde Selanik Ziraat Mektebi mezunu Zihni Derin, botanikçi Ali Rıza Erten’in yaptığı çalışmaların izini sürerek Rize’ye gelir. Oradan araştırmalar yapmak için Batum’a geçer. Kafasına takılan soru şudur.. Batum’da yetişen çay aynı özelliklere sahip olan Rize’de yetişmez?

Bir rivayete göre her gidişinde yanında taşıdığı şemsiyenin içine gizlice atarak getirdiği fideleri, yine beraberinde getirdiği Rus bahçıvanı ile birlikte Rize’de diker..Bir de fidanlık kurar..Kurar kurmasına da vatan ondan hizmet beklemektedir, önce İstanbul’da, ardından Anadolu’nun çeşitli mekteplerinde göreve çağrılır muallim Zihni.. O gidince çaya ilgi gösteren de kalmaz. Öyle ya ekilmiş topraklarda fındık ve narenciye dururken kim uğraşır ne olacağı meçhul bu ‘çay’ın narin üretimiyle..

Ama onun aklı, fikri Rize’dedir. 1938 senesinde Zirâat Vekâleti Çay Organizatörlüğüne getirilmesiyle aradığı fırsatı bulur. Hemen Rize’ye gider..Batum’dan getirttiği iki ton çay tohumu ile enstitüye bağlı üç fidanlıkta çay fidanı üretimine girişir. Fidanlıkta bulunan iki ahşap evden birinin üst katındaki odaya yerleşir, alt kattaki odayı laboratuvar olarak kullanmaya başlar. Bildiği, öğrendiği bütün bilimsel teknikleri uygular, toprağa, neme, kirece, suya, sulamaya büyük özen gösterir. Çayın toplanması, seçilmesi, dinlenmesi ve elenmesinin çayın kalitesi üzerindeki etkilerini ve işin diğer inceliklerini, köy köy bizzat dolaşıp anlatır. 1940’lı yıllara gelindiğinde emeklerinin karşılığını almaya başlar. Aynı yıl çıkarılan bir kanunla çay üreticilerine bazı maddi kolaylıklar getirilir ve üretilen çayların devlet tarafından satın alınacağı garanti edilir. Bu özendirici tedbir ve teşvikler üzerine yöre halkı çay üretimine yönelir, 1947 de Rize’de ilk çay fabrikası kurulur.

Fabrika Rize’nin ve Rizelinin kaderini değiştirecektir.İstihdamın yanı sıra üretici de para yüzü görür.Üstelik artık yılın 12 ayı çalışmak zorunda değildir.Çay tarımının en mutlu yıllarıdır..

Hayatı film olur dedik ya..Şimdi filmin en ilginç bölümlerinden birine geldik: Israr üzerine 1950 yılında Rize’den milletvekili adayı olur. Siyasetten hiç anlamayan Zihni Derin seçim kampanyası bile yapmaya gerek görmez. Sonuç nedir bilir misiniz? Rizeliler onun yerine diğer adayı Meclise göndermişlerdir… Vefa bu topraklarda her daim sadece bir semt adıdır..

Geliyoruz filmin sonunaaa..Filmin sonu biraz hüzünlü yalnız onu söyleyelim…

1964 yılıdır ve Rize’de çay üretiminin 40. Yılı kutlanmaktadır. Törenlerin onur konuklarından biri de Zihni beydir. Dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit onu otelinden makam aracıyla alır ve kendisine eşlik etmesini ister. Birlikte tören alanına giderler. Araçtan indikleri sırada makam şöförü  geri geri giderken kahramanımıza çarpar ve kalça kemiğinin kırılmasına neden olur..Hemen hastaneye kaldırılan yaşlı mühendis bu yüzden ölmez ama bir daha da iyileşmez ve kısa bir süre  içerisinde vefat eder.(25 Ağustos 1965)

Rize’de bir fabrikanın adı ve TUBİTAK Hizmet Ödülü verilir.

Günde 250 milyon kez doldurulan bardakların ne kadarında Rize çayı demlenir bilemeyiz ama kendisini arada bir minnetle hatırlayıp, rahmetle anmak gerekmez mi?

Katkılarından dolayı Sayın Gülseren Saraç’a teşekkür ederiz.