Komşuda Pişen

Mesleğimiz gereği zaman zaman lezzetin peşinden koşarken pek çok şehri ve ülkeyi de görme fırsatımız oluyor. Bu kez yolumuz Atina’ya düştü. 4 milyonluk nüfusuyla eski Yunan medeniyetinin olduğu gibi şimdiki Yunanistan’ın da başkenti. 15. Yüzyıldan itibaren 370 yılını Osmanlı nüfuzunda geçiren kentin pek çok yerinde dönemin mimarisinin izlerini bulmak mümkün. Monastiraki meydanı bunun en güçlü hissedildiği yerlerden biri.

Salt bu nedenle olmasa da bir Atina gezisinin Avrupalı ya da Amerikalı turistlerden farklı etkileri var bizim için; yaşam biçimlerimizin ne denli yakın olduğu her an gözlemlenebiliyor. Tanışacağınız insanların ailelerinde Bir İzmir ya da İstanbul geçmişi bulmak mümkün.
Mimari ve müzik dışında yemekler, bir kültürü tanımanın en etkili yollarından bir elbette. Ekonomik sıkıntıların yaşanmakta olduğu bu dönemde turizm ve onun vazgeçilmez parçası olan “yeme-içme” sektörü bu ülkenin en önemli ve kurumsallaşmış bir girdisi olarak ayrıca öne çıkıyor.

Lezzetleriyle, dekorlarıyla her şeyin en iyisini, en sade ve doğal haliyle sunmakta olan cafeler, restoranlar ve barlar tam bir şölen havasında şehri süslüyorlar. Bu şehrin hiç solmayacakmış gibi duran süsleri onlar gerçekten de. Öğlen saatlerinden itibaren yerli-yabancı Yunanlı ya da turistlerin doldurduğu cafelerde krizlere inat latteler, frappeler tüketiliyor. Yine krizleri umursamadan ( ya da onlardan habersiz) öğle saatlerinde büyük bir disiplinle “siesta” ya çekilen esnaf, gece yarılarına kadar ışıl ışıl dükkanlarını açık tutuyorlar.

Onlarca, yüzlerce mekan arasında bizim tercihimiz “KUZİNA” oldu. Yunanlı şef Aris Tsanaklidis’in sahibi olduğu ve Monastiraki’nin hemen karşı sokağında yer alan bu eşsiz mekanın Mykanos’da da bir şubesi var. Bizdeki “Kuzine” ile olan anlam eşliğinden öte, şefin eşinin ailesi de İzmirli mübadil. Ne tesadüf değil mi?

Bu kozmopolit ve modern şehrin en hareketli bölgesi Plaka’da yer alan Kuzina’nın sevimli şefi Tsanaklidis geleneksel ve modern yunan mutfağından son derece sade bir füzyon menü oluşturmuş. Bembeyaz kıyafetleriyle kah şarkılar söyletip mutfakta çalışıyor, kah müşterileri ile sohbet edip kahkahalar atıyor. Bir bakıyorsunuz personeli ile fırından yeni çıkmış ekmekleri tadıyor, biraz sonra elinde kadehi ile müziğe tempo tutuyor. Çalışırken eğlenebilmek ne büyük ayrıcalık… Restoranın içinde bir kütüphane, çatısında Akropol manzaralı enfes bir de bar var. Söğüş ahtapot, bahçe salatası, susamlı soyalı ve incirli tavuk, tatlı-ekşi soslu kuzu incik, enfes tatlılar ve güler yüzlü servisi mekanın öne çıkan özellikleri oldu bizim için.

Akıllı telefonlara Adrianou 9 Thissio yazarsak derhal size yolu gösterecektir, şefimize bizim de selamımızı iletirseniz hem o, hem de biz mutlu oluruz.