

Siz de bu başlığı görünce Ege, Girit ya da ot mutfağından bahsettiğimizi düşünenlerden değilsinizdir umarız.
Öncelikle; mutfak denildiğinde biz, reçetelerden ya da reçetelerin ilk nerede ortaya çıktığından bahsetmiyoruz. İnsanlığın kendisi kadar eski bir konudan, yemek-içmek’den söz ettiğimizde bu tartışmalara girmek, sizin yemeğiniz-bizim yemeğimiz çekişmelerini yaşamak anlamsız geliyor bize.
Peki biz ne anlıyoruz? Mutfak, bütünlüklü bir kültür ögesi. hangi tatlar nereden, ne yollarla o coğrafyaya gelip yerleşmiş? Beraberlerinde hangi yaşamları, hangi öyküleri sürüklemişler? Bir araya geldiklerinde nasıl bir armoni oluşturmuşlar? Hangi değişimlerle nasıl o topraklara adapte olmuşlar? Farklı orijinlere sahip bu unsurların oluşturdukları bu lezzet sentezi hangi pişirme yöntemleriyle hazırlanıyor? Nasıl bir adet, adap gözetilerek, hangi ritüellerle tüketiliyor? Onu seçmiş ve onunla yaşayan insanları, nesilleri nasıl etkiliyor? Bizim anladığımız mutfak bu gibi soruların tamamını ve hatta fazlasını da kapsayan engin bir kavram.
İkinci olarak; her ne kadar literatürde “etnik mutfak”, “ulusal mutfak” kadar yaygın kullanılmıyorsa da “kent mutfağı” denen ve en az onlar kadar önemli olan bir kategori daha var.
Kent mutfaklarının 21. yüzyılda temel toplumsal göstergelerden biri olduğunu düşünüyoruz. Hele ki globalizmin tektipleştirici ve yıkıcı kültürel etkisine direnen kentler açısından... İzmir mutfağı da bu kategoride ele alınması gereken bir mutfak. Çünkü İzmir mutfağını bilinen hiçbir mutfak tanımlaması ile açıklayamıyorsunuz. Ne ulusal, ne yöresel, ne etnik ne de uzman bir mutfak İzmir mutfağı.
Uzun süredir ihmal edilmiş olsa da İzmir kent mutfağı kökü tarihin çok derinlerine, dalları dünyanın dört bir köşesine, insanlığın en eski uygarlıklarına uzanan, çok kültürlülüğün sentezi, zengin ve rafine bir mutfaktır. Üzerinde herhangi bir baskın kültür ya da etken olmaksızın, kendi dinamikleriyle oluşmuş, kendini ve kent kültürünü ifade eder.
Bir kere coğrafya ve iklim açısından ne kadar şanslı olduğumuzu anlatmaya gerek yok. Tarihe geldiğimizde de, 8 bin yılın somut bulgularına sahip bir kent olduğumuzla övünerek başlayabiliriz söze. Ama asıl önemli olan, bunca sürede bu topraklardan geçen ve dünyaya yön verecek kadar önemli kırka yakın medeniyetin buralarda bıraktığı derin izler. Bu çok kültürlülüğümüzün dikey olanı... Ama gözümüzün eriştiği tarihten anlıyoruz ki, hemen her dönemde aynı zaman diliminde birden çok kültür birarada yaşamış bu coğrafyada... Bu da yatay çok kültürlülük... Karşılıklı etkileşimler, birlikte paylaşımların bu denli yoğun olması da sağlıklı ve seçkin bir sentez çıkarmış doğal olarak ortaya. Bu sentezin bugüne uzanan haline biz "İzmir'in lezzet ara kümesi" diyoruz. Kültürüne de "İzmir kent mutfağı"...
Bilindiği gibi şehir kulüpleri her zaman kent kültürüne sahip çıkmış ve onun oluşmasında oldukça önemli bir rol oynamıştır. “a7 şehir kulübü” de kendi uzmanlık alanında üzerine düşeni yapmakta ve kent mutfağına sahip çıkmaktadır.
“a7 şehir kulübü” İzmir'in bu lezzet ara kümesini temsil eden yiyecekleri araştırıyor ve onlardan oluşan bir mönü sunuyor. Kendi sofra kültürüyle, kendi ambiyansı içinde ve kentin en güzel göründüğü açıdan nefis bir manzara önünde.